27/04/2017 KitapHanım 0Yorum

Rana!

Sabahları gün ışığı yüzüne vurduğunda
Yaşamanın ne anlama geldiğini düşündün mü hiç?
Sabahın onulmaz yaralarını omuzlarında taşırken
Yumruklarını sıktığın oldu mu?
Ben Rana, ben…
Her sabah “neden” diye soruyorum
Bir anlamı var mı gelen günlerin diyorum.
Bedenlerinde koyu gölgeler taşıyan insanlar görüyorum.
Hiçbir serçe sesine aldırış etmeden öylece yürüyüp giden insanlar,
Farkında değiller
Bir fark etseler,
Tüm dünya değişecek Rana !

Otobüs duraklarını aşındırırken
Geceleri kör kuyulara iniyorum
Kimse bilmiyor ne derdim var
Aslına bakarsan derdimin ne olduğunu “bende bilmiyorum”
Boğuluyorum!
Nasıl mı?
Göğüs kafesimde gezinen nefesim, acıyla harmanlanıyor.
En çok böyle zamanlarda korkuyorum.

Bilmiyorsun Rana,
Bedenlerinde koyu gölge taşıyan insanları, bilmiyorsun.
Bir günahın, insanın ruhunu nasıl yaktığını anlatamıyorsun.
Her sabah uyandığında,
İçinde oluşan o acımtırak rengi bulamıyorsun.

Düşünsene Rana!
Dünyanın koynuna bıraktığı ölü çocukları düşünsene.
Bir duraktan öbür durağa koşan ithal insanlar,
Bir günü ötekinden farklı olmayan
Son kullanma tarihi yaklaşan
Hiç yaşamıyormuş gibi
Bedenlerinde gölgeleri koyulaşan insanları düşün.

İşte tam da bu yüzden “yaşamıyorum”
Bir parçası olamadığım bu dünya,
Avuç içlerinde beni eziyor.

Bir gün Rana,
Kulaklarıma ölümü fısılda.
Ve,
Güzel bir ölüm dile bana.

De ki:
“ Hayatındaki herkesi hep hatırladı, hiç unutmadı.”

günbatımı