29/01/2017 KitapHanım 0Comment

Bu yazı ciddi anlamda karamsarlık barındırmaktadır. !



Okumadan önce bir kez daha düşün 😉

Fırtınayla savaşan bir martının çaresizliği satırlara düşerdi. Yalnızlık saat gibi işleyen tik tak sesine eşlik ederdi. Yüreğimin taşan dereleri tüm umutlarımı yıkardı. Sessizlikle boğduğum çığlıklarımı mezarlıklarıma gömdüm . Katilimin beni öldürüşünü en ince ayrıntısına kadar izlemiştim. Hafızam kayıp ve yasaklarla doluydu. Özgürlüğüm tutsaktı ,kayıp bir ülkede saklanan hazine misali.

Ruhumun ince damarlarına nakış nakış karamsarlık işlenmiş. Beni bileni bilmezdim. Bildiklerim beni anlamak için yetersizdi.Tüm bu zaman içinde gören gözlerin kızgınlığını susan dudaklarım bastırdı. Çaresizliğin ölüm anında başıma dolanan o hain kısmı beynimin köşelerine kazındı. Tebessümler ilik ilik acıyla yoğurulan gözlerimin sadakasında saklıydı .



Hayal kağıtlarımı siyaha boyadığımdan beri kayıp bir kentin ağırlığı sırtıma bindi . Bulduğum her serin ağaç gölgesinin altında dinlenmeyi diledim. Birer birer ağaçlar kurudu. Tenim güneşle baş başa kaldı . Kavuruculuğu siluetimi yaktı. Psikolojim önceleri düşünsel bir replikle saldırırdı. Sonra bedensel krizlere dönüştü kırık sermayem. Yalnızlıklarla beslendikçe “dur” demeyi öğrettim kendime.

Dilime mühür olan yankıyı sıkıştırdım avuç içlerime. İnsanların baktığı o otobüs camında devrilen bir kentin izlerini buldum.Gökyüzünün tepsi gibi çökmesini dilerdim başıma. Baktığım,gördüğüm her şey farklı gibiydi. Onlar camlarda öylesine izledikleri çevreye bakarken ben dışarıda yürüyen insanların suratlarını okumak için çabalar sarf ettim.



Koca bir ülkenin sorununu küçük bir çocuğun mendilinde aradım. Bazen gökyüzünün yerle savunduğu bütünlüğün anlamını. Kaçmak istedim çoğu şeyden. Ama ilk kaçmak istediğim beynimdi. Kaldıramadığım, ağırlığını taşıyamadığım düşünceleri besledim hayallerimin ufkunda. Sınır bilmez oldu düşüncelerim. Gökyüzüyle savaştım kimi zaman. Bazen de yerin dibine düştüm. Son bahar gibiydi bakışlarım. İçinde saklı olan anlamları görmekte zorlanırdı körpe suratlar.

Ben miladi devrilmiş bir takvimin yansıdığı karanlık taraftım. Yeniliklere açık beynim eskiyle bütünleşmeyi kabul etmişti. Benim için ayrımlar yoktu. Tüm yollar bir birliğe gitmeliydi. Parçalardan bütünlere ulaşmayı amaçlamıştım hep. Herkesin birleşebileceği ortak noktaları bulmak istemiştim. Eskiden benim için “zaman” kavramı yoktu. İnanırdım her şeye. Bir ülke bir düşünceyle kurtulabilirdi.Zincirleme sistemle bir dünya değişebilirdi. Düzeni çoğunluk alt edebilirdi.



Kahramanlar gibiydi hayallerim zamanla sadece çocukluk olduğunu gördüm.Çok oldu insanları kırdığım,kırıldığım. Parça parça dağıldı her yerim. Toplanmak zordu. Eylül gibiydi her zamanım . Biraz burukluk biraz kırgınlık vardı. Vedalarla saklıydı her yanım. Anlamakta zorluk çekerdim. Amaçlarım yalnızlığıma hizmet etmek için vardı.

Ben farklılığı sevmiştim. Yüreğim nerede bir yanlışlık görse koşardı,inanırdı doğru çıkacak bir yerlerden. Görünenle değil göremediklerim ile ilgilenmek istedim. Bir yanım kurumuş toprakken,öbür yanım verimli bir araziydi. Yağmur benim kentime yağmazdı. Ben yağmura aşıktım. İnce ince yanaklarıma dökülen yağmura hasret kaldı yanaklarım. Dondu kalbim,dondu bakışlarım.



Manzaraların derinliğinden kalbime inen uçurumlar büyüttü düşlerimi. Tavanla paslaşan gözlerim anlattı zamanı.. Kimsesizlik her gün oturduğum tek kişilik sıraydı.Yalnız yürüdüğüm yollar içimde saklı o buhran.

Adım “Ebru” anlamı renk. Bense siyah. Kişiliğimle bağdaşmayan bir benlik katletti her şeyimi. Sınırsız düşüncelerim kafamın içinde birer birer döndü. Bazen diyorum ki bir gün delireceğim. Zamanın içinde kavrayamadığım o anlamsızlıktan. Ya ben bu sırrı bulmak uğruna yok olacağım ya da bu sır beni yok edecek.


Gökyüzüne ulaşmak istiyorum..